• DOLAR
    9,3334
    %0,42
  • EURO
    10,8940
    %0,63
  • ALTIN
    533,55
    %0,92
  • BIST
    1.428
    %-0,12
HAKLININ DEĞİL GÜÇLÜNÜN HUKUKU..

HAKLININ DEĞİL GÜÇLÜNÜN HUKUKU..

İsrail’in ve Yahudilerin 20 Y.Y.  tarihine bakıldığında,  bugün masum Müslüman Filistinlilere yaptıklarını bizzat yaşadıkları görülmektedir. Hatta öyle bir baskı ve mezalimle karşılaşmışlardır ki yaşadıkları coğrafyaları terk edip bugünkü İsrail ve Filistin topraklarına göç etmişlerdir.

1919’tan 1923’e kadar Sovyet baskısından kaçan yaklaşık 40.000 Yahudi Filistin Topraklarına göç etmişlerdir. Yahudiler, yaşadıkları yerlerde öldürülmüş, zorla din değiştirmeye zorlanmış, üçüncü sınıf insan muamelesi görmüşlerdir. Yahudiler asıl zor günleri ise Hitler hakimiyetindeki Nazi yönetiminde yaşamışlardır. Diri diri yakılmışlar, öldürülmüşlerdir. Hitler yaşlı, kadın, çocuk demeden ırkçılık yapmış ve yaklaşık altı milyon Yahudi’yi  katletmiştir. Bunun üzerine Avrupa’dan kaçan Yahudiler bugün ki topraklara göçmüşlerdir.

Hitlerin saldırılarından kaçan Yahudiler bu kez de göç ettikleri  yer olan Filistin topraklarında Müslüman Filistin halkı ile karşı karşıya gelmiştir. Semavi dinlerin kutsal toprakları olan Filistin ve Kudüs birdenbire karışmış ve tarihin derinliklerinde hiç bitmeyen kavga tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Birleşmiş Milletler’e  taşınan konu sonrasında Filistin’de iki devlet kurulmasına ve Kudüs’ün de özel statüde olması kararına varılmıştır.

BM güçleri topraklardan çekilir çekilmez beklenen olmuş ve iç savaş çıkmıştır. Daha donanımlı ve Dünya güçlerini arkasına alan Yahudiler 1948 yılında İsrail’i kurmuşlardır. Devlet kurulur kurulmaz da ABD ve Rusya tarafından tanınmıştır. Birkaç yıl öncesine kadar Nazi rejiminde katledilen yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan Yahudiler gücü eline alır almaz masum ve güçsüz Müslümanlara saldırmış ve devlet kurma iradesi göstermişleridir. Dün haklıyken mağdur olan Yahudiler, gücü eline alınca bebek kanı dökmüş, yaşadıklarını unutmuştur.

Daha sonraki yıllarda çatışmalar olsa da 1950’li yılların ortalarına gelindiğinde İsrail’in nüfusu iki milyona yükselmiş ve geri dönülmez bir hal almıştır. İsrail o günden bugüne tüm planlarını ilmik ilmik dokumakta ve hedefine yürürken de ne gariptir ki kendilerine yapılanları unutup kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi katletmektedir.

Haritaya dahi bakıldığında Müslüman coğrafyasının kalbine bir hançer gibi saplanan İsrail’e karşı Müslümanlar sessiz kalmakta ve bir iki kısık ses dışında kimse ses çıkarmamaktadır. Duruma  İster tarihi, ister dini isterseniz de ideolojik olarak bakın, en sonunda çıkacağınız yer Müslümanların Kudüs’ten atılması ve büyük İsrail’in kurulması olacaktır. Müslümanlar Kudüs’te istenmemesinin tabi ki bir çok nedeni var ama en önemli iki nedeninden birincisi Kudüs’ün Yahudi ve Hristiyanlar için tarihi önemi, ikincisi ise yine bu toplumların dini inançlarıdır. Müslümanlar Kudüs’ten atıldığında Mesih’in geleceğine inanırlar.

Son cümle olarak; daha dün haksız yere zulme uğrayanlar bugün haksız yere can almakta çocukların üzerine bomba atmaktadırlar. Güçlünün haklı olduğu bir dünyada yaşadığımız için gücü eline alanlar dünlerini unutur olmuşlar. Sadece Müslümanlar olarak değil hakka inanlar olarak zulme karşı dik durmalı ve karşısında olmalıyız. Filistin sadece Filistin değildir. İslamiyet’in ve insanlığın kalbidir.

Yunus Emre diyor ki “zulüm ile abad olanın sonu berbad olur”.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM