• DOLAR
    8,5492
    %-0,17
  • EURO
    10,0853
    %0,06
  • ALTIN
    495,44
    %-0,42
  • BIST
    1.352
    %-0,86
TARHAN; “SEVGİ DİLİNİN İLK ŞARTI NİYET..”

TARHAN; “SEVGİ DİLİNİN İLK ŞARTI NİYET..”

İnsan ilişkilerinde sözel olmayan iletişim, bütün iletişimin %80’ini oluşturuyor. Gerçek sevginin karşı taraftaki insan beyni tarafından algılanabildiğini belirten Pskiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, samimiyet olması durumunda sevginin ortaya çıktığını ifade ediyor ve insanın sevgi duyacağı nesneyi doğru belirlemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sevgi ve sevgililik kavramları ile ilgili değerlendirmelerini paylaştı. Sevgi kelimesinin içerisinde bir içtenlik ve aynı zamanda da karşıdaki kişiye karşı hissedilen duygu olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsana seni seviyorum dendiğinde aslında o insana senin hakkında sıcak dostluk, samimi duygular hissediyorum, senin dostunum gibi bir anlam da çıkıyor. Benden sana zarar gelmez gibi bir duygu da ortaya çıkıyor, o yüzden sevgi duygusu içinde dostluk anlamı da var” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ‘Muhabbed Arapçada sevgi anlamına gelen hub sözünden gelir. Yani çekirdek anlamı var. Bir nevi bütün duyguların çekirdeği olan bir durum söz konusu’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Renkleri düşünürsek, beyaz renk mesela tek başına vardır ama yedi renk beyaz renkten çıkar. Sevginin renkleri dediğimiz zaman gökkuşağını düşünebiliriz. Öfke, kin, nefret varsa sevgi azalmıştır. Mesela aşk kelimesinde sevgi en yoğundur. O arada spektrum gibidir. Eş sevgisi içerisinde bağlanma var, bir de çekim duygusu var. Fakat sevginin tanımı kişiye göre değişir. Mesela aşık olan birine sevgi dendiği zaman sevgi nesnesi kimse sadece onu söyler. Hayat o kişi için sevdiğinden ibarettir. Kapitalist bir insana sevgi nedir diye sorulduğunda müşterinin fazla para vermesidir, benim çok kar etmemdir der.”

Tek sevgi nesnesi olarak erotizmi görme durumunun özellikle erkeklerde görüldüğüne dikkat çeken Tarhan, “Erotik sevgi duyan kişilerde sevgi sadece cinselliktir. Kadınlarda da romantik sevgi görülüyor. Bu iki türü ayırmak gerekiyor. Romantik sevgilerde de sevgi nesnesine güçlü şekilde bağlanma olduğu anlaşılıyor. Bir de içinde anlam olan yüksek sevgi var. Örneğin vatan sevgisi, ilahi sevgi gibi sevgiler içinde anlam olan sevgilerdir. İnsan sevgisinin ayrımını yapabiliyorsa eğer sevgisini yönetmiş olur” diye konuştu.

Sevginin aslında yönetilmesi gereken ham bir duygu olduğunu belirten Tarhan, “Habbe dediğimiz çekirdek duygu. Onu iyi beslersek gelişir, bütün hücrelerimize kadar yayılır. Bizi insan ilişkilerinde sıcak ilişki kurabilen bir kimse yapar. Yeni doğan bir çocuğun sevgi nesnesi annesidir. İlk doğar doğmaz korkar çocuk. Çünkü anne karnı çok konforlu bir alan, her şey hazır geliyor. Yürümesi ve gayret etmesi gerekmiyor. Doğar doğmaz, soğuk hava dışarıda ciğerlerine giriyor, müthiş bir korku oluyor. O korkuyu anne sevgisi azaltıyor, güven oluşturuyor. Yani aslında sevgi insanın güvene giden yoludur. Güven oluşturmuyorsa o sevgi şartlı sevgidir veya çıkar ilişkilidir. Onlara klasik anlamda sevgi denmez. Ama sonuçta o da bir cazibedir, çekimdir” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, düşüncenin duyguyu yönettiğini söyledi ve şu ifadeleri kullandı: “Kişide negatif düşünceler kişiye çok geliyorsa o düşüncelerin yerine pozitif düşünceler koymayla ilgili teknikler ve zihinsel stratejiler öğretiyoruz. Bu şekilde kişi duygularını yönetmeyi öğrendiği zaman sevgi duygusunu, korkuyu ve öfkeyi yönetiyor. Önceleri doğuştan itibaren anne, baba ve toplum insana bunu öğretiyordu. Ama şu anda sosyal bağlar zayıfladı veya çok kaotik oldu. Bu nedenle bunu artık bilimsel olarak öğretmek gerekiyor.”

Sevginin beyindeki karşılığının bulunduğunu söyleyen Tarhan, “Mesela sevgi gibi bütün duyguların bilimsel karşılığı bulundu. Beynimizde ayna sinir hücreleri var. Bu hücrelerin bir kısmı da duyguyla ilgili. Güçlü sevgi duygusu hisseden bir kişi hiçbir şey söylemiyorsa da karşı tarafın beyninde ona karşı sevgi ile ilgili ayna hücreleri harekete geçiyor. Öyle bir durumda söyleyemeyen taraf da karşı tarafla ilgili sıcaklık hissediyor. O da sevgi getiriyor, beyinler konuşuyor. Örneğin bir çocuk anaokuluna gittiğinde oradaki çocukların dilini bilmese bile çok güzel anlaşır, oynarlar. Söz diliyle değil duygu diliyle anlaşıyorlar” dedi.

İnsan ilişkilerinde sözel olmayan iletişimin, bütün iletişimin %80’ini oluşturduğunu ifade eden Tarhan, “Klasik iletişim denince konuşmak anlaşılıyor. Hâlbuki sözel olmayan iletişim duygu aktarımıdır. Günümüzdeki mikro ifadeler ses tonu, eşik altı vurgular, seçilen kelimeler hepsi bizim sözel olmayan iletişimimizi oluşturuyor ve karşı tarafta farkında olmadan olumlu veya olumsuz etki yapıyoruz. Samimiyetin nörobilimi diye şu anda çalışmalar var. Bir insandaki gerçek samimi sevgiyse karşı tarafın beyni onu okuyor. Samimi değil ikiyüzlü sevgi ise bir an etki oluşsa bile bir müddet sonra o sevgi kalmıyor. Samimiyet olursa gerçek sevgi oluyor. Diğer türlü sevgide karşı taraftaki çıkarlar ve menfaatler seviliyor” diye konuştu.

Beynimizdeki sevgiyi, sevgi dilini konuşturabilmenin birinci şartının niyet olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Niyet artık şu anda nörobilimin konusu oldu. Niyetlenmiş davranışla niyetlenmemiş davranışta beyin farklı hareket ediyor. Onun için sevgide samimi bir niyeti olan bir kimsenin etkisi karşı tarafta güçlü bir ikna edici oluyor. İknanın nörobilimi diye de geçiyor. Sevginin samimi sevgi olması, içten sevgi olması çok önemli. Daha önce insan beyni düşünen bir şeydir deniyordu. Deskartes ‘Düşünüyorum öyleyse varım’ diyordu. İnsan olmak için ilk olarak düşünce diyordu. Dekartes ‘hissediyorum o halde varım’ diye düşünemedi. Düşünüyorum o halde varım yerine hissediyorum o halde varım diyebiliriz çünkü hislerimiz de artık bilimsel olarak kanıtlandı. O halde insanı insan yapan özellikler sadece düşünce değil sadece akıl değil, kalptir, duygulardır” dedi.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Nevzat Tarhan

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM