Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Türkistan seyahati notları…

Sabri Şenel’in kaleminden “Ata Yurdu” Türkistan’a dair derin bir yolculuk.

Sabri Şenel’in kaleminden “Ata Yurdu” Türkistan’a dair derin bir yolculuk. İstanbul’dan Buhara’ya, Semerkant’tan Taşkent’e uzanan bu notlarda; Türk tarihinin altın çağını, İslam medeniyetine hizmet eden büyük bilgeleri ve acı tatlı hatıralarıyla yaşayan bir coğrafyanın ruhunu keşfedeceksiniz.

İstanbul Havalimanı’ndan başlayan yolculuk, adeta doğduğum topraklara giderken yaşadığım duygularla örtüşüyordu; zira iki yıldır memleketim Gümüşhane’ye gidemedim. Sanki kendi memleketime gider gibiydim, aynı duyguları yaşıyordum. Burası sıla diyarı değil; ata yurtları, Turan topraklarıydı. Ömrümüz Türk milletine hasretle, aşkla geçmişti. Kaderin bizden ayırdığı, aynı soydan geldiğimiz boylarla aynı Türk ailesinin parçalarıydık. Tarihsel süreçler bu hissiyatı zayıflatsa da aynı kanı ve soyu taşıdığımız insanlar, yüce Türk milletinin evlatlarıydı.

Bu şuurla, bu bilinçle yetiştik; bu, sosyolojinin, dinin, tarihin, aklın, bilimin ve Türk milletinin parçası olmanın gereğiydi. Komünizm döneminde SSCB’nin baskı ve zulüm politikaları dikkatlerimizi hep buralara yoğunlaştırmıştı; aklımız, gönlümüz hep buralardaydı. “Ağlama sen nazlı gardaş, ölirem ağlayı ağlayı” türküsünü hep gözyaşları içinde söylerdik. İşte bu hasret ve umutlar, bizi ve Türkistan Türklerini bir kader kavşağına getirmişti. Sonunda pırıl pırıl Türk Cumhuriyetleri 1991 yılında hep birden bağımsızlığını ilan etti; özerk Türk toplulukları ve esaret altındaki Türkler nefes alır oldu.

Zorluklara rağmen bu dünya, hassas ve fedakâr Türk milletinin evlatları olan Ahmet Yesevi ve Alperenlerine, misyonu olan yüce Türk bilgelerine vefa olarak artık sıra Türkiye Türklerindeydi. Bütün olumsuzluklara, zor şartlara rağmen yılların ihmali artık tarih olmalı, yeni bir sayfa açılmalıydı. Bu konuda Türk devletinin ve Türk milletinin fedakâr, cefakâr evlatlarına yürekten teşekkür ederiz. Buna rağmen yapılacak çok şey vardı; verilen hizmetlere teşekkür etmekle birlikte yeni kardeşlik, birlik ve bütünlük için yeni adımlar atılmalıydı. Ama asla “ağabey” veya üstenci bir tavırla değil, aynı safta kardeşçe yol almalıydık; zira Türk milleti dünyanın her yerinde tek millettir. Bu, milli bilincin, varlık ve bekamızın olmazsa olmaz şartıdır.

Özbekistan, Harezm bölgesinde yolumuz, Karaman Türklerinin hâlen yaşadığı ana yurdu olan bir köye düştü. Harezm bölgesinde tarih, kültür ve inanç önderlerinin, manevi önderlerin kabirlerini ve eserlerini izleyerek tarihe yolculuk yapmaya devam ediyoruz.

TÜRK ÇAĞININ OĞUZLARLA BAŞLANGIÇ YILLARI VE SULTAN ALPARSLAN’IN DOĞDUĞU BÖLGE!

Türk boylarının Özbekistan Kızılkum Çölü’ndeki tarihi serüvenine, Oğuzların çöldeki çileli mücadelesine ve Sultan Alparslan’ın doğduğu bölgede tarihe yolculuk yaptık! Dünyada tarihi eserlerin çok yoğun bulunduğu ender yerleri sırasıyla geziyoruz. Buhara’da olmak, binlerce yıllık Türk tarihinin huzurunda olmaktır. Allah’a böyle bir millete mensup olduğumuz için sonsuz şükür ve dua ediyoruz. Ait olduğumuz milletin insanlığa ve İslam dinine hizmetinden bir kez daha onur ve gurur duyduk. Bölge, tarihi yapılarla adeta açık hava müzesine dönmüş; bu kadar tarihi yapının bir arada olduğu başka bir ülkeye ve şehre az rastlanır. Buhara’da Selçuklu’dan kalan tek caminin önünde durduk, izledik ve resimledik.

BU MEYDANI GÖRMEDEN ÖLMEYİN!

Semerkant Registan Meydanı’ndayız. Semerkant’tayız, Abdülhâlik Gucdüvânî’nin dergâhındayız! Semerkant’ta Bayezid-i Bistâmî’nin manevi huzurundayız! Semerkant’ta astronomi ve matematik bilgini Uluğ Bey’in manevi huzurundayız. Zengin tarihi, kültürel, mimari mirası gezmekle bitmez; şehirleri bizzat görmek gerekir. Gezimizde tur firması sahibi Mehmet Bey’in bozkurtça uluyan minik kızı Feride, milli futbolcu Merih Demiral’ın bozkurt işaretine Türkistan’dan adeta bir cevaptır. Bütün Türkler bir millettir. Tarih sahnesine Türkler yeniden geliyor.

Semerkant’ta Emir Timur’un kabrinin başındayız. Timur hakkında, onun doğduğu toprakta olmak müthiş bir duygudur. Semerkant’a bağlı Yenikışla köyünde Türkmen evine misafir olduk. Rahmetli ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Bu meydanı görmeden ölmeyin.” diyor. Semerkant Registan Meydanı’nda Uluğ Bey Medresesi’ndeyiz. Uluğ Bey, Emir Timur’un torunudur. Meydanın etrafındaki üç medresede dini ilimler yanında astronomi başta olmak üzere birçok ilim dalında insanlığa Türkün altın çağını yaşatmışlardır. ABD, aya ilk ayak bastığı yere Uluğ Bey ismini vermiş; o dönemki Uluğ Bey, Farabi, İbn-i Sina ve El-Harezmî’nin öğretileri ders olarak okutulmaktadır. Dünyadaki bugünkü bilimsel gelişmelerin temelinde Türk bilgelerinin emeği, alın teri ve cefası vardır. İnsanlık Türklere çok şey borçludur. Türk asrının yeniden başlaması işte bu ruha, öze ve misyonu güncellemeye bağlıdır.

Allah’ın peygamberine gelen vahyin mesajını onun sünneti ile korumak, hadis rivayeti için yollara düşenleri anmak, anlamak ve manevi huzurunda olmak çok hoş bir duygudur. Bu uğurda çile, cefa çekmek; vahyin mesajını bozmaya çalışanlara karşı Peygamberimizin evrensel mesajını insanlığa saf, duru biçimde sunmak Türkistan coğrafyasının en temel özelliğidir. İşte Kütüb-i Sitte’nin hadis rivayetçileri, Peygamberimizin sünneti ile vahyi korumanın hem âlimi hem de neferi oldular. İşte bu karşılıksız sevdanın yolunun yolcusu; Kütüb-i Sitte’nin dört hadis rivayetçisi olan Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin milletinden olmak Türk milleti için çok büyük onurdur. Ahmet Yesevi’yi Anadolu’ya gönderen işte bu manevi iklimdir. Bizi Anadolu’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da Müslüman yapanlar bu yolun yolcularıdır. Manevi hazzı yüksek, Türk milletine ve İslam alemine Türk-İslam yorumu ile hizmet eden çok kıymetli manevi şahsiyetlerin kabri başında ellerimizi Mevla’ya açtık. “Yarabbi, Türk milletine ve insanlığa esareti, zulmü yeniden tattırma ulu Allah’ım!” diye çok dua ettik.

Sahih-i Buhari adına yapılan ve bir ay önce hizmete açılan görkemli binalar; Mekke ve Medine’deki kutsal beldelerdeki ruhu, özü ve manevi havayı yansıtıyordu. İslam’ın Türk yorumu milyonların İslam’ı tercih etmesini sağlıyor; aradan asırlar geçmesine rağmen bugün hâlâ dün gibi güncele cevap vererek bilgelikte el üstünde tutuluyor. Kur’an’ın mesajının sahih hadislerle anlaşılmasını sağlayacak titizlikle araştırılıp insanlığa sunulmuş, çok büyük bir ihtiyaç karşılanmış; hurafe, bidat ve uydurma hadislere meydan okunmuş; İslam’ın itikat ve ameli düzenleyen vahye örtüşmesi sağlanmıştır.

Semerkant’ta Maturidi’nin kabrini ziyaret ettik. Etrafta adına yakışır hummalı bir çalışma ile yeni bina ve çevre düzenlenmesi yapıldığı için Özbekistan devletine teşekkür ederiz. Onun düşünceleri çevresinde şekillenen Maturidilik; İslam inanç tarihinde akıl-nakil dengesini gözetmesiyle tanınan ana akım Ehl-i Sünnet temsilcisidir. Gerek dil ve üslup özellikleri gerekse yaşadığı Semerkant ve çevresinin Türklerin çoğunlukta bulunduğu bir bölge olması göz önüne alındığında, Maturidi’nin Türk asıllı olduğu bilinmektedir. Maturidi, Hanefi mezhebinin dördüncü, hatta üçüncü kuşak âlimlerindendir.

BATIDA OSMANLI VE DOĞUDA BABÜRLERİN BATIŞ SEBEBİ?

Babürlüler, Timurlular, Şeybaniler ve hanlıklar; Abdülhâlik Gucdüvânî çizgisinde kurulan büyük devletlerdir. Bugünkü Hindistan’da kurulan Türk devleti Babürlüler, Selçuklu ve Osmanlı işte bu ruh ve mana ikliminde kuruldu. Osmanlı ve Babürlüler, Ahmet Yesevi çizgisini terk ettiği için batmış ve tarih sahnesinden silinmiştir. Tarihî süreçlere damgasını vurmuş olan, mağlubiyeti hiç tatmamış; Ankara Savaşı ile sağlanan zaferle hemen Türkistan’a dönmeyen Timur, İzmir’e yönelmiş ve şehri Ada Şövalyeleri’nden savaşla ele geçirerek Türk milletine hediye etmiştir. Semerkant’ta son olarak bir sahabe kabri ve adına yapılan, Özbekistan mimarisini yansıtan, birbirinden rengârenk el emeği göz nuru çinilerin süslediği gizemli bir mekânda dolaştık.

Burada yatan sahabe Kusem bin Abbas, Peygamberimizin amcasının oğludur. Efendimizin “Bana en çok benzeyen” dediği ve cenazesini yıkama görevinde bulunan bu sahabe, binlerce kilometre yol katederek buralara gelmiş ve tebliğ görevini yapmıştır. İşte bu vazife Maide Suresi 54. ayette işaret edilen Türklere yüklenmiş; Türkler de saf, temiz, duru misyonu üç kıta, yedi deniz hükümranı hatta dünyanın uçsuz bucaksız, çok geniş coğrafyalarına ulaştırmıştır. Türklerin kurduğu tarikat, cemaat ya da devletler bu amaca asırlarca hizmet etmiştir. Semerkant-Taşkent yolunda Gümüşhane’ye gider gibiyiz; ne farkı var? Taşkent’e geldik, tarihi ve günü birlikte yaşamaya devam ediyoruz.

TAŞKENT ŞEHİTLER ANITI’NDAYDIK!

Taşkent’te Şehitler Meydanı’ndayız. Stalin’in, İkinci Dünya Savaşı yıllarında milyonlarca Türkü katlettiği; aydınları, özgürlük mücadelesi veren muhalif veya engel gördükleri insanlar başta olmak üzere yakınlarını darağaçlarına götürdüğü toplu katliamların yapıldığı alçak zulüm ve karanlık yılları temsilen yapılan anıtın ve şehitler adına yapılan okulun önündeyiz. Bugün Taşkent’te yüreğimiz burkuldu. İnsanlık dışı bir dönemi yeniden hatırladık.

Şehitler Hatırası

Taşkent’te bulunan Şehitler Hatırası Anıtı, Sovyet dönemi baskılarında hayatını kaybeden binlerce kişiyi anmak için inşa edilmiştir. 1930’larda Stalin’in tasfiyeleri sırasında; binlerce Özbek aydını ve vatandaşı sürgün edilmiş, işkence görmüş ve idam edilmiştir. Anıtın bulunduğu bölgenin, 13.000’den fazla kişinin idam edildiği yer olduğuna inanılmaktadır.

Bu anıt kompleksi, Özbekistan’ın tarihindeki bu karanlık dönemi unutturmamak ve kayıpların anısını yaşatmak için 2000 yılında açılmıştır. Geçmişi hatırlamak, geleceği inşa etmektir. Unutmayalım, unutturmayalım; milletleri yaşatacak olan müşterek tarih bilincidir.

SEN DAİM KALBİMİZDESİN CİĞERİM!

Yanan ateş, annelerin hiç sönmeyecek yürek ateşidir. Gerek 1917 Bolşevik İhtilali gerek İkinci Dünya Savaşı; milyonlarca insanın katledildiği, sürgüne gönderildiği, anaların gözyaşlarının sel gibi aktığı, hatta ağlayacak ananın bile kalmadığı, gözyaşı pınarlarının kuruduğu, insanların neslini kökünü kurutan Sovyet komünizmi dönemi ve özellikle Stalin; en çok insan kanı, özellikle Türk kanı akıtan adi bir diktatör olarak hiç unutulmamalıdır. Bunu tekrar denemek isteyenlerin kanlı hevesleri kursaklarında kalmalıdır.

Şehitleri unutma, unutturma; unutursan yok olursun. İşte o meydanda yanan ateş ve anne anıtı, annelerin hiç sönmeyecek yürek yangınıdır. Aslında Türkistan sıla; diğer Turan yurtları gurbettir. Biz buralardan giden ataların torunlarıyız. Buralara gelmek atalarımıza vefadır. Türkistan’dan tüm Turan yurtlarına ve Türkün yaşadığı her yere selam olsun. Bir gün mutlaka Turan ideali gerçekleşecek; Türk milleti ve dünya insanlığı huzura kavuşacaktır. Bu, bir bayrak, bir sancak gibi evlatlarımıza, torunlarımıza vasiyetimizdir.

Taşkent’te örnek bir davranışa şahitlik ettik. Yetim iki Özbek kızını ülkelerinden alıp İstanbul’da okutan ve her türlü masrafını karşılayan İnayet Bebek ve eşi mimar ablamız örnek aile; kızlarla bugün Taşkent’te buluştular. Bu buluşmada, kızların anne ve babaya bir sarılmaları vardı ki görülmeye değerdi. Herkes gözyaşlarına boğuldu. Ben hikâyeyi biliyordum, tevafuk her şey yanımda oldu; gözyaşlarıma engel olamadım. Öyle bir “Annem! Babam!” demeleri vardı ki nefesleri kestiler. İşte insanlık budur; bu örnek davranışı için model aileyi kutluyorum.

Taşkent’i gezmeye devam ediyoruz. Taşkent, Türkistan’ın modern şehir yüzü olma yolunda; 1966 depremi ile yerle bir olan şehir yeniden ayağa kalktı, yaşanılır pırıl pırıl bir şehir oldu. İnsanlar sel gibi buraya akıyor, İstanbul’u aratmayan bir trafik yoğunluğu var. Şehrin gece yüzünden görüntüleri izledik. Yazmaya devam edeceğim.

Reklamı Geç