logo

antalya escort bayan antalya escort bayan mersin escort bayan antalya escort bayan bursa escort bayan tokat escort bayan mugla escort bayan kutahya escort zonguldak escort yozgat escort

Farkındayız ama… Korkuyoruz


Dr. N. Linda Fraim
linda@yerelgazete.com.tr

lindaÖrneğin meme kanseri. Çok sık olmamakla birlikte erkeklerde görülme sıklığı %1 civarındadır. Tabii kadınlara özgü rahim kanseri ve erkeklere özgü prostat ve testis kanseri var. Nitekim kanserin bir sürü çeşidi var fakat hepimiz hepsinden korkuyoruz.

Size bazı sorularım var…

Bu korkumuzla yüzleşmek için ne yapıyoruz? Dahası kansere yakalanmamak için ne yapıyoruz? En son ne zaman kendi kendimize muayenemizi yaptık? Hadi kendi kendinize muayene yapmayı çekindiniz ya da nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz, en son ne zaman doktora yaptırdınız?

Hanımlar en son ne zaman Mamogram çektirdiniz? En son ne zaman Smear Testi yaptırdınız? Beyler en son ne zaman prostat ve testis muayenesi oldunuz?

Son zamanlarda kansere karşı yapılan çeşitli propagandalar, tanıtımlar ve çalışmalarla birlikte bu hastalığa karşı olan bilincimiz de doğal olarak arttı. Bilincimiz arttı ama bu kendi kendimize muayene sıklığımız ne yazık ki artmadı. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki bilincin artmasına rağmen, kendi kendine muayene sıklığımız %20-%25 civarında ve 18-35 yaş grubu içerisinde de bu oran %18’lere düşüyor. Sizi bilemiyorum ama bir sağlık psikoloğu olarak bu oranlar bana son derece az geliyor. Erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz… Ne kadar erken teşhis edilirse o kadar iyi. Sonuçta kanserli kitle ne kadar ufaksa ve ne kadar da erken teşhis edilirse, tedavi sonrasındaki yaşama oranı neredeyse %100.

Kanser teşhisinin konulmasının ardından yaşanılan birtakım ‘psikolojik’ yan etkileri var: Kaygı – “Acaba vücuduma yayıldı mı? Acaba ölecek miyim?” düşünceleri; Depresyon – hayata küsüp içine kapanıp asosyal bir yaşantı sürdürme isteği, kimseyle görüşmek istemiyor olma isteği; Korku –“ ben şimdi ne yapacağım?” düşüncesi; Fatalism – “ben ne günah işledim de Allah beni cezalandırdı / Allah’ın takdiri” şeklindeki düşünceler; ve Kızgınlık – “niye ben!” gibi isyanlar da oluşabiliyor. Aslında bir çok insanın bilmediği önemli bir nokta var… Bu düşüncelerin ve hislerin oluşması son derece normal. Bu ve buna benzer daha nice hisler, düşünceler, duygular ve isyanlar evrensel olgular. Herkes aynı çatı altında bunları yaşar ANCAK herkes farklı boyutlarda yaşar. Bizlerin en büyük hatası herkesi aynı kefeye koymaktır. Birisi yaşıyorsa, öteki de aynı şeyleri birebir yaşıyor gibi düşünürüz. Bu hem doğru hem de yanlıştır. Yanlıştır çünkü beş parmağın beşi bir değil. Herkes elini sabunla yıkar ama herkesin sabuna karşı alerjisi yoktur.

Kanser tedavisi başlanıldığında hastalara bir takım bilgiler kimi zaman veriliyor kimi zamanda da verilmiyor. Yani tedavi şekli ne olursa – kemoterapi, radyoterapi, gama bıçak veya tomoterapi – fark etmiyor. Sonuçta bir şekilde yüksek dozda ışın ve kimyasal gibi “yabancı” oluşumlar vücudumuza giriyor ve vücudumuz da doğal olarak bazı tepkiler veriyor. Tabii bu oluşumların da yan etkileri de ayrı bir mesele. Bulantıdan tutun da saç dökülmesine kadar… Bunlar tabii halk arasında bilinen klasik yan etkileri. Ancak bir çok kişi bağışıklık sisteminin de zarar gördüğünü bilmez. Dahası kemoterapi ile alınan ilaçlar bağışıklık sistemini zayıflatır ve bu zayıflığı onarabilmek için de vitamin, mineral ve besin desteği gerekmektedir. Televizyonlarda özellikle kanser hastalarına bol yeşil ve kırmızı sebze yiyin diyorlar… Hiç nedenini düşündünüz mü? Zayıflayan bağışıklık sistemini güçlendirmek için.

Desteksiz Olmaz

Tedavi öncesinde, süresince ve sonrasında hem hasta için hem de aile için psikolojik destek, psiko-sosyal eğitim ve de kanserle yaşamayı normalleştirecek beceri eğitimleri gerekmektedir. Bütün hastaneler olmamakla birlikte, bir çok hastane bu tip hizmetleri sunmuyor. Tedavi kürünü bitirdikten sonra hastayı ailesiyle birlikte eve gönderip “6 ay sonra kontrole gel” diyebiliyorlar. Arada psikolojik destek, grup desteği gibi hizmetleri ne yazık ki sunulmuyor. Halbuki hastanın da ailenin de en çok desteğe, umuda ve normal bir hayata geri dönme ihtiyaçları o kadar yüksek ki! Bu alanda çalışan birisi olarak ve destek grupları yürüten birisi olarak bu tip hizmetlerin yaygınlaştırılması gerektiği inancındayım.

Yalnız Değilsiniz!

Bu hastalıktan dolayı teşhisi konulmuş birisini tanıyorsanız – ki bu yakın bir arkadaşınız, aileden birisi, hatta siz bile olabilirsiniz. Asla yalnız değilsiniz… Kanser teşhisi konulmuş olan kişiye ve ailesi de yalnız değiller. Evet… kabul ediyorum… bu tedavi süreci son derece sıkıntılı ve zorlu bir süreç ve desteksiz bir başına atlatılması gerçekten zor bir süreç. Fakat unutmayın ki el ele vererek, inancımızı ve yaşama sevincimizi kaybetmeden birlik olursak bu evreyi de hep birlikte atlatabiliriz. Destek almaktan korkmayın… Çekinmeyin. Sağlık alanında çalışan bizlerin sizler için burada olduğumuzu da asla unutmayın. Sevgiyle kalın…

Share

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • 2020 NE SENEYDİ BE!..

    24 Aralık 2020 Köşe Yazıları

    Güle oynaya girdiğimiz 2020’yi, ‘ne seneydi be..’ diyerek kovmak istiyoruz. Hafızalarımıza belki de hiç anımsamak dahi istemeyeceğimiz bir yıl olarak kazıyoruz. Yeni umutlar, hayaller, beklentiler, yeniye dair her şeyin ertelendiği, hayatın stop ettiği, beklentilerin hayal dahi edilemediği bir sene oldu 2021.. Sebep? Gözle dahi görülemeyen bir virüs... Adına önceleri Korona, sonra Covid-19 dediğimiz bir salgın. Bütün dünyayı adeta dize getiren, milyonlarca bulaş ve can kaybına yol açan bir hastalık. Gribal enfeksiyon gibi başlayıp çok daha ...
  • ŞEERTLİK MERTEBESİ USTALIĞIN TEMELİ..

    29 Kasım 2020 Köşe Yazıları

    “Çıraklığını yapmadığın işin, ustası da olamazsın…” Bu güzel sözü çoğumuz biliriz. Rahmetli dedem de rahmetli babama dermiş. Dedemden babama kalan miras gibidir bu iş düsturu. Bu sözden de anlayacağımız üzere; Çıraklık ya da Antep ağzıyla şeertlik, ustalığa giden yolculuğun mihenk taşını oluşturuyor… Kesinlikle doğru bir tanımlama. Ben de bir zamanlar şeerttim. Her ne kadar benimkisi yaramazlığın neticesinde gelen zorunluluk olsa da, şeertlik duygusunu en güzel yaşayan Antep erkeklerinden biriyim ben. Okullar tatile girdiği an, zorunlu şeer...
  • SİYASET, MAKAM, RANT VE ÇIKAR..

    24 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Vatan, Millet Sakarya diye diye mangalda kül bırakmaz hiç biri... Başkanım, başkanım deyip, eğilip bükülürler, kendi çıkarları, hesapları, menfaat ve çevreleri söz konusu oldu mu babalarını bile tanımazlar. İçlerinde iyileri de var lakin sayıları çok az. Çok kolay adam satarlar. Omurgaları dört bir yana müsaittir. Rüzgar ne yandan eserse o yana savrulurlar. Gelene ağam, gidene paşam misali, herkese mavi boncuk dağıtırlar. Sorsan hepsi hizmet için gecesini gündüzüne katmış, hazine malının tek kuruşuna zeval getirmez, kendi için istiyorsa nam...
  • VAKTİNDEN ÖNCE ASLA…

    12 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Keşke her şey bizim istediğimiz zaman olabilse. Mesela bize sorsalar ne zaman dünyaya geleceğimiz ya da ne zaman hayata gözlerimizi yumacağımızı… Hani hayat iki nefes derler ya biri doğarken diğeri ölürken… Aynen o hesap bizimkisi, ama ne doğarken ne de ölürken bize soran olmaz. Vakti gelince yaşanır bu dünya ve ahiret günleri… Karamsar başladım sanki bu haftaki yazıma, ama gerçekleri de kimseden saklayamayız değil mi? Hepimiz yaşıyoruz bunları ve hep bir şeylerin bizim arzuladığımız vakitte gerçekleşmesini bekleriz. Keşke olabilse… Bazı...