• kulemak

logo

antalya escort bayan antalya escort bayan mersin escort bayan antalya escort bayan bursa escort bayan tokat escort bayan mugla escort bayan kutahya escort zonguldak escort yozgat escort

Öğrenci olmak zor, anne baba olmak çok daha zor


Dr. N. Linda Fraim
linda@yerelgazete.com.tr

Bu son derece normal çünkü kendi güvenli alanı olan annesinin yanından ayrılıp tanımadığı insanların arasında koskocaman bir gün geçirmek zorunda kaldı. Kimi öğrencinin velisi okula geri çağrıldı, çünkü minik öğrencimiz anneden uzak durmaya alışamadı ve velisiyle birlikte evine geri gönderildi. 

Nihayetinde biraz zaman geçtikten sonra okula yeni başlayan öğrenciler elbet alışacak, hatta okulu çok sevecekler. Hepimiz geçtik bu deneyimden. Ne var ki, miniklerimizin hayatlarında yepyeni bir sayfa açılıyorken, anne baba olarak üzerinize düşen çok önemli görevler var.

Çocuklar hemen “şıp” diye okula alışamayabilir, okula gitmek istemeyebilirler. Bu durum son derece normal. Çünkü çocuğumuz evdeki rahatlığı okulda bulamayacaktır ve bu da okula gitmeme isteğini daha da arttıracaktır. Böyle bir durumda anne baba olarak çocuğunuza bağırmayın. 

Hatta çocuğunuzu kulağından tutup da “sen bu okula gideceksin” diye tartaklamayın. Aksine, çocuğunuzla oturun ve kızgın olmayan bir ses tonuyla konuşun. Onu anlamaya çalışın. Neden okula gitmek istemediğini öğrenin. 

Niçin korktuğunu, neden okulu sevmediğini, niçin okula geri dönmek istemediğini öğrenmeye çalışın. Bu bilgileri edindikten sonra da çocuğunuzun bu konudaki duygularına ve düşüncelerine saygılı olun. Söylediği her ne ise, o söyleneni lütfen küçümsemeyin. Çünkü sizin için komik ya da saçma gelen o “bahaneler” çocuğunuz için son derece önemli noktalar. 

Tabii bu durum “tamam çocuğum, madem okula gitmek istemiyorsun o zaman gitmeyeceksin” anlamına gelmez. Bu arada, çocuğunuzdan almış olduğunuz bu bilgileri de lütfen öğretmeniyle paylaşın ki; sınıf öğretmeni de yaşanan zorluklardan haberdar olsun ve ona göre gereken ne ise yapsın. 

Ayrıca siz anne ve baba olarak okula gitmenin öneminden bahsederken çocuğunuzun anlayacağı bir dili kullanmak ve onu ikna etmekle de yükümlüsünüz. Lütfen işin kolayına kaçıp da sakın ola ki “bak okula gidersen sana şunu alırım ya da bunu veririm” gibi cümleler sarf etmeyin. Daha bu yaşta çocuğunuzu bu tür rüşvete dayalı davranışlara teşvik etmeyin. 

Çünkü o andan itibaren bir şey yapacağı zaman karşılığında bir çıkarı olduğu için yapacaktır.Çocuğunuz okula başladıktan sonra zamanla okumayı ve yazı yazmasını öğrenecek. Okuma kısmını okulda öğretilen yöntemlerle elbet çözecek. Kimi öğrenci erken, kimi öğrenci de geç öğrenir okumayı. Her öğrencinin kendine göre bir öğrenme şekli ve hızı vardır. 

Lütfen çocuklarınızı komşunun çocuğuyla ya da ailedeki diğer öğrencilerle kıyaslamayın. Bu hem sizi hem de çocuğunuzu ciddi anlamda zora sokacaktır. 

Siz “ah çocuğum yetersiz” ya da “bak Ayşe Hanım’ın çocuğu söktü okumayı benimki daha yapamadı, ne yapacağım ben?” diye sinir olurken çocuğunuz da bu yapılan kıyaslamalar sonucunda kendini yetersiz hissedebilir, içine kapanabilir, okuldan soğuyabilir ve davranışsal olarak bütün bu sıkıntılarını dışa vurabilir. 

Gelelim yazı yazma konusuna. Her çocuk aynı şekilde fiziksel gelişimini tamamlar fakat gelişim hızları farklıdır. Yazı yazmak için de çocukların ince motor becerileri dediğimiz becerilerinin gelişmiş olması gerekiyor yani parmaklarını, parmak kaslarını doğru bir şekilde kullanabiliyor olması gerekiyor. 

Bu ince motor becerileri geliştiğinde çocuğunuz kalemi doğru tutabilir, belli harflerin yazılabilmesi için gerekli olan el hareketleri yapabilir vesaire. Burada anne ve babaların sabırları sınava tabi tutulur. 

“Oğlum/Kızım kalem böyle mi tutulur?” “Çocuğum kalem öyle sol elle tutulmaz” “R harfi öyle mi yazılır, ver bak böyle yazılır” gibi cümleler sarf edildiğinde sinir katsayıları da ne yazık ki, yükseliyor. Bunlar da çocuğunuzun yazı yazma şevkini kıracaktır. Böyle durumlarda çocuğunuza şefkat ve sevgiyle ve hatta bol sabırla yaklaşın ve yardımcı olun. 

Sol elle kalem tutuyorsa, sağ elle zorlamayın – bu demektir ki çocuğunuz sol elini kullanarak rahat yazı yazabiliyor. Üzülmeyin, solak olmak kötü bir şey değildir! 

Çocuğunuz kalemi yanlış tutuyorsa güzellikle düzeltin. Burada sizi gerçekten zorlu bir sınav bekliyor çünkü çocuğunuzun yazı yazabilmesi birkaç şeye bağlı: (1) ince motor becerilerinin doğru gelişmiş olması, (2) bol bol pratik yapması ve (3) sizin pozitif desteğiniz.

Son olarak da ödev konusuna değinmek istiyorum. Malum okul denildiğinde ödev kaçınılmaz bir olgudur. Öğrencilerimizin derslerde işlenen konuları daha iyi anlayabilmeleri için de öğretmenler gerek gördüğünde rutin ödev verirler. Okula yeni başlayan öğrencilere verilen ödevlerin malum öğrenci tarafından yapılması gerekiyor. Bazı anne ve babalar çocuklarına ödev yaptırmakta ciddi zorlanıyorlar. 

Hatta bazı ebeveynler öğretmene karşı rezil olacaklarını düşünerek çocuğun ödevini kendileri yapıyorlar. Bu aslında son derece zararlı ve de yanlış bir durumdur. Ödevler mutlaka öğrenci tarafından yapılmalıdır. Ödev öğrencinin sorumluluğundadır ve öğrenciye sorumluluk kazandırmak açısından da asla veli tarafından yapılmamalıdır. 

Anne ve baba olarak öğrencinize düzenli olarak “oğlum / kızım ödevin var mı” diye sormanızda herhangi bir mahsur yok, aksine öğrenciye bir hatırlatma olacaktır. Öğrenciniz eve geldikten sonra bozuk plak gibi elli defa “ödevini yap” demenin ve sıkboğaz etmenin de bir âlemi yok – ödev bu şekilde asla yapılmayacaktır. 

Bu arada da yapılmayan ödevlerin sonucuna da öğrenci katlanmalı. İlk zamanlarda ödevler anne ve babanın yardımıyla yapılmalı – anne baba tarafından yapılmamalı! Zamanla, ödevlerin tamamlanması öğrenciye bırakılmalı ki öğrenci de kendine güvensin, yapabildiğini görsün ve kendi başlarına başarılı olmanın zevkine varsın. 

Tabii ki arada sıkışıp “anne bana yardımcı eder misin” dediğinde yine anne ya da baba yardım etmeli ama problemi çözmeli – yol göstermek ile problemi çözmek arasında ince bir çizgi var ve bu çok iyi ayırt edilmelidir.

Farkındayım bu yazım biraz uzun oldu ama konu öğrencilerimiz olunca yazı yazmanın sonu yok. Okula yeni başlayan minik öğrencilerimize ve okula geri dönen öğrencilerimize güzel ve başarılı bir yıl diliyorum. Ailelerimize de kolay gelsin diyorum çünkü öğrencilerle uğraşmak gerçekten zor – yaşı ne olursa olsun. Sevgiyle kalın…

Share

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ŞEERTLİK MERTEBESİ USTALIĞIN TEMELİ..

    29 Kasım 2020 Köşe Yazıları

    “Çıraklığını yapmadığın işin, ustası da olamazsın…” Bu güzel sözü çoğumuz biliriz. Rahmetli dedem de rahmetli babama dermiş. Dedemden babama kalan miras gibidir bu iş düsturu. Bu sözden de anlayacağımız üzere; Çıraklık ya da Antep ağzıyla şeertlik, ustalığa giden yolculuğun mihenk taşını oluşturuyor… Kesinlikle doğru bir tanımlama. Ben de bir zamanlar şeerttim. Her ne kadar benimkisi yaramazlığın neticesinde gelen zorunluluk olsa da, şeertlik duygusunu en güzel yaşayan Antep erkeklerinden biriyim ben. Okullar tatile girdiği an, zorunlu şeer...
  • SİYASET, MAKAM, RANT VE ÇIKAR..

    24 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Vatan, Millet Sakarya diye diye mangalda kül bırakmaz hiç biri... Başkanım, başkanım deyip, eğilip bükülürler, kendi çıkarları, hesapları, menfaat ve çevreleri söz konusu oldu mu babalarını bile tanımazlar. İçlerinde iyileri de var lakin sayıları çok az. Çok kolay adam satarlar. Omurgaları dört bir yana müsaittir. Rüzgar ne yandan eserse o yana savrulurlar. Gelene ağam, gidene paşam misali, herkese mavi boncuk dağıtırlar. Sorsan hepsi hizmet için gecesini gündüzüne katmış, hazine malının tek kuruşuna zeval getirmez, kendi için istiyorsa nam...
  • VAKTİNDEN ÖNCE ASLA…

    12 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Keşke her şey bizim istediğimiz zaman olabilse. Mesela bize sorsalar ne zaman dünyaya geleceğimiz ya da ne zaman hayata gözlerimizi yumacağımızı… Hani hayat iki nefes derler ya biri doğarken diğeri ölürken… Aynen o hesap bizimkisi, ama ne doğarken ne de ölürken bize soran olmaz. Vakti gelince yaşanır bu dünya ve ahiret günleri… Karamsar başladım sanki bu haftaki yazıma, ama gerçekleri de kimseden saklayamayız değil mi? Hepimiz yaşıyoruz bunları ve hep bir şeylerin bizim arzuladığımız vakitte gerçekleşmesini bekleriz. Keşke olabilse… Bazı...
  • DEPREMİ YİNE UNUTTUK DEPREMİ!..

    28 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Bu kez de salgın var diye depremi iyice unutur olduk. 99’daki büyük depremden bugüne elle tutulur, gözle görülür ne yaptık, neler yapabildik? Ufak tefek dokunuşların dışında çok da fazla bir şey yaptığımız söylenemez. Yine 17 Ağustos’u törenlerle andık, sirenler çaldık, falan filan... Bu ülkede deprem olmadan gündeme gelmiyor. Her deprem sonrasında uzmanların ekranlara çıkıp 24 saat boyunca uyarılarından başka hatırlamaz olduk kaçınılmaz gerçeği. Japonya gibi deprem kuşağının tam üzerinde kurulan ülkelerin başardığı önlemleri hiç mi örnek a...