• kulemak

logo

antalya escort bayan antalya escort bayan mersin escort bayan antalya escort bayan bursa escort bayan tokat escort bayan mugla escort bayan kutahya escort zonguldak escort yozgat escort

Sağlık Çalışanlarına Saldırmak Daha İyi Hizmet Getirmez…


Dr. N. Linda Fraim
linda@yerelgazete.com.tr

Kıbrıs’ın güzelliklerini anlatmayacağım bu yazımda. O sizin fırsatını bulduğunuzda Kıbrıs’a gelip yapacağınız şeylerden bir tanesi. Bu yazımda bahsetmek istediğim şey sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddet. Bir sağlık psikoloğu olarak bu benim çok canımı sıkan bir konu olmaya başladı ve her fırsatta dile gelmesi gerektiğine inanıyorum.

Hastalandığımız zaman canımız baldan tatlıdır ve çare çözüm için de önce kendimiz bir şeyler yaparız baktık olmadı doğru hastaneye gideriz ve kendimizi hekimlere emanet ederiz. Ancak ağrımız ya da sızımız var ise bu “canımız baldan tatlıdır” lafı bir anda değişiyor ve hemen, o anda doktorun bize bakmasını istiyoruz. Tabii acillerde birkaç saat ağrı sızı içinde bekledikten sonra ne sinir kalıyor ne de sabır ve gelen sağlık personelinden yine yardım istiyoruz fakat aldığımız cevap ya olumsuz ya da o anki psikolojimize ters düşüyor. Sonuç? Sinir katsayıları tavan yapmış olmakla birlikte bize o olumsuz cevabı veren ya da duymak istemediğimiz lafı söyleyen o sağlık çalışanına sözlü ya da fiziksel olarak sataşmaya başlıyoruz. Hani sanki o an o sağlık çalışanının yakasına yapıştığımızda bizi bekleyen insanların arasından listenin başına alacak diye düşünüyoruz. Zaten kullandığımız mantık “Sen bana nasıl bakmazsın… Ben saatlerdir burada acılar içinde kıvranıyorum… Doktorsan/hemşireysen bana bakmak zorundasın!” oluyor. Teknik olarak haklı mıyız buraya kadar? Eh biraz. Madalyonun bir yakasından baktığımızda, yani kendi pencereden baktığımızda evet haklıyız düşüncemizde. Davranış olarak haklı mıyız, yani sağlık çalışanına saldırmakla? Kesinlikle hayır!

Size söyle bir pencere açsam… Sağlık çalışanının yükü açısından… Evet, burada onların avukatlığını yapmıyorum ama madalyonun öteki yüzüne de bakmamız lazım ki adil davranalım ve doğru iletişim kuralım. Devlet hastanelerimiz malum, dolup taşıyor. Personel sayıları da ortada – yetmiyor! Uzun çalışma saatleri ve 3 kişinin iş yükünün tek bir kişiye yüklendiğini düşünürsek sizi bilmem ama ben de suratsız olup lanetler okurum ve hatta yaptığım işi ne doğru dürüst yaparım ne de bana ihtiyacı olana da sırası geldiğinde destek veririm. Herkesin çalışma kapasitesi ve kaldırma kapasitesi belli. Ortalama bir insan 20 kg rahatlıkla kaldırabiliyorken siz ona 50 kg kaldırın derseniz ne olur? O kişi belirli bir süre için, dayanabildiğince kaldırmak için kendisini parçalayacaktır. Peki ya sonrası? Sonrasında da uzun vadede kaldırabildiği kadarını kaldırıp geriye kalanını fırsat bulursa kaldıracaktır. Dolayısıyla devlet hastanelerinde çalışan sağlık personelinin durumunu 5 püf noktada şöyle özetleyebilirim. Bir, adamlar burunlarından soluyor politikalar nedeniyle. İki, çalışma yükleri son derece ağır ve ne yazık ki kaldırabileceklerinden çok daha fazla. Üç, performansa dayalı değerlendirme sistemiyle çalışmak zorundalar ki para kazansınlar ve bu da Sağlık Bakanlığının getirmiş olduğu bir sistem. Dört, sağlık çalışanı başına düşen hasta sayısı çok yüksek ve en fazla bir hastaya 5-10 dakika ayırabiliyorlar ve beş, çalışma saatleri korkunç uzun ben bile o kadar yoğun çalışmaya dayanamam ve kesin hatalar yaparım. Bu durum bu şartlarla sınırlı değil ancak sonuç olarak size istediğiniz hizmeti vermek istemeyen sağlık çalışanından ziyade şartlar nedeniyle hak ettiğiniz ve aradığınız hizmetle ilgiyi veremeyen bir sağlık çalışanı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. 

Sonuç? Herkes kendi perspektifinden bakınca ortaya medyaya yansıyan görüntüler ortaya çıkıyor. Doktorlar dövülüyor, hasta yakınları hemşirelerin üzerine yürüyor, özel güvenlikler ve polisler devreye giriyor, ölümler oluyor, darplar söz konusu oluyor ve hastanelerin acil servislerinde asla yaşanmaması gereken tatsız ve çirkin olaylar yaşanıyor.

Yanlış anlamayın… Burada kimsenin avukatlığını yapmıyorum. Herkes kendince de haklı. Fakat bazı sağlık çalışanların olumsuz, saygısız ve terbiyesizce tutumlarına ben de şahit oldum. Her ne kadar da o anda o kişiyi bir kaşık suda boğmak geldiyse de içimden yapmadım. Ancak düzenli olarak yazdığım bir sağlık dergisinde yaşadıklarımı ve gözlemlediklerimi dile getiriyorum – bu dergi bütün hastanelere, üniversite hastanelerine, ilaç firmalarına ve Sağlık Bakanlığı’na dağıtıldığından dolayı bu örnekleri özgürce paylaşabiliyorum. Paylaşıyorum ki bir umutla ufak da olsa bir değişim söz konusu olur. Sizin böyle bir imkânınız yoksa da yapacağınız iki şey var: bir, yaşadıklarınızı başhekime yazılı bir şikâyet olarak iletmek (yazılı olunca işleme sokmak zorunda) veya iki, bana gönderin yaşadıklarınızı ben sizin adınıza dile getireyim (linda.fraim@gmail.com) .

Bana henüz kimse çemkirmedi ya da sataşmadı fakat çemkirip sataşsa bile çok da ciddiye almam. Neden mi? Çünkü ortam ve çalışma şartlarını biliyorum. Fakat olmuş olsa da öncelikle kişinin kendine gelmesini söyledikten sonra söyledikleri bir kulağımdan girer öteki kulağımdan çıkar çünkü şahsıma yapılmış bir tepki olmadığını biliyorum. O an piyango bana patlamıştır. Doğru mudur yaptığı? Tabii ki değil. Fakat yangına körükle gitmenin de bir âlemi olmadığı gibi kimseye de faydası yok. Her ne kadar son günlerde ülkemizde herkes kendi adalet sistemini yaratmaya başlayıp kendi işini kendi görmeye çalışsa da sağlık çalışanlarına saldırarak ya da sözel tacizde bulunmak bizlere daha iyi hizmet getirmez. Herkesin sinirleri her ne sebepten ötürün fazlasıyla gergin olması ve ne yazık ki tolerans ve hoşgörümüzü kaybedip benmerkezci olduğumuzdan dolayı istediğimiz gibi gitmeyen bir şey olduğunda “ya Allah” diyip saldırıya geçiyoruz. Evet, canımız baldan tatlıdır hasta olduğumuzda ama harekete geçmeden önce de ben dâhil hepimizi mantıklı hareket etmeye, doğru iletişim kurmaya, hoşgörülü ve toleranslı olmaya davet ediyorum. Bu özelliklerimizi kaybetmeyelim ve her alanda lütfen sergileyelim.

Share

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SİYASET, MAKAM, RANT VE ÇIKAR..

    24 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Vatan, Millet Sakarya diye diye mangalda kül bırakmaz hiç biri... Başkanım, başkanım deyip, eğilip bükülürler, kendi çıkarları, hesapları, menfaat ve çevreleri söz konusu oldu mu babalarını bile tanımazlar. İçlerinde iyileri de var lakin sayıları çok az. Çok kolay adam satarlar. Omurgaları dört bir yana müsaittir. Rüzgar ne yandan eserse o yana savrulurlar. Gelene ağam, gidene paşam misali, herkese mavi boncuk dağıtırlar. Sorsan hepsi hizmet için gecesini gündüzüne katmış, hazine malının tek kuruşuna zeval getirmez, kendi için istiyorsa nam...
  • VAKTİNDEN ÖNCE ASLA…

    12 Ekim 2020 Köşe Yazıları

    Keşke her şey bizim istediğimiz zaman olabilse. Mesela bize sorsalar ne zaman dünyaya geleceğimiz ya da ne zaman hayata gözlerimizi yumacağımızı… Hani hayat iki nefes derler ya biri doğarken diğeri ölürken… Aynen o hesap bizimkisi, ama ne doğarken ne de ölürken bize soran olmaz. Vakti gelince yaşanır bu dünya ve ahiret günleri… Karamsar başladım sanki bu haftaki yazıma, ama gerçekleri de kimseden saklayamayız değil mi? Hepimiz yaşıyoruz bunları ve hep bir şeylerin bizim arzuladığımız vakitte gerçekleşmesini bekleriz. Keşke olabilse… Bazı...
  • DEPREMİ YİNE UNUTTUK DEPREMİ!..

    28 Ağustos 2020 Köşe Yazıları

    Bu kez de salgın var diye depremi iyice unutur olduk. 99’daki büyük depremden bugüne elle tutulur, gözle görülür ne yaptık, neler yapabildik? Ufak tefek dokunuşların dışında çok da fazla bir şey yaptığımız söylenemez. Yine 17 Ağustos’u törenlerle andık, sirenler çaldık, falan filan... Bu ülkede deprem olmadan gündeme gelmiyor. Her deprem sonrasında uzmanların ekranlara çıkıp 24 saat boyunca uyarılarından başka hatırlamaz olduk kaçınılmaz gerçeği. Japonya gibi deprem kuşağının tam üzerinde kurulan ülkelerin başardığı önlemleri hiç mi örnek a...
  • KURBAN BAYRAMINDA BÖREK VE TATLILARDAN KAÇIŞ YOK..

    29 Temmuz 2020 Köşe Yazıları

    Öncelikle Tüm Herkesin Kurban Bayramını en kalbi duygularımla kutlarım. Bu Bayram biraz buruk geçiyor. Ülkemizde ve dünyada pandemi nedeniyle yayılan Covid-19 virüsü bayramı sevdiklerimizden uzak veya sosyal mesafe kurallarının olacağı dokunmaktan uzak bir bayram. Bayramın gelmesiyle beraber tatlılar yapıldı, en lezzetli şekliyle anne dolmaları yapıldı, ikramlık şekerler alındı. Peki ama nasıl beslenmeli?.. Bayram sabahı bol renkli mevsim yeşilliklerinin olduğu hafif bir kahvaltıyla güne başlamak, gün içerisinde kan şekerinizi dengeleye...